Segah Makamı
Türk sanat müzğinin yeri ayrıdır. Değeri farklıdır.
Anlayan ve bilen için o beste ve güftelerin duygusal gramajı ağırdır.
Hiç süslenmeden güzel olan kadın gibi durgun ,dik ve duyguludur.
Hislerin en rafine hali, insanın o dönemki steril ve naif duruşudur.
Değişik ve çok kıymetlidir bu sebeplerden ötürü.
Benim çocukluğumun İstanbul’unda gazinolar vardı.
Bir masa başında hiç fark etmeden öğrendiğim,bildiğimi bile bilmeden ezber ettiğim
geniş repertuarımın sebebi olan senelerdir onlar.
Taner Şener ,Zeki Çetin ,Dursun Salkım’ın her hafta -Bende gidicem! diye tutturduğum
muhteşem sahneleri ve o dönemin Caddebostan Maksim’inin parlak yıldızlarını
bir çocuğun hafızasından silmek çok güç.
Neden mi geldi aklıma bunlar?
ilk başta dinlemeyi reddettiğim bir haber geçişinde ki isim yüzünden…
ÖZGECAN! yüzünden…
Şarkıda ki anlamı yüzünden.
Korkunç haberi dinlerken de okurken de Özgecan’ın babasınının sözleri kalbime
saplanırken de içimde hep bu şarkı çalıyordu.
Leyla Bir Özge candır
Kara gözlü ceylandır
Doyulmaz hüsn-ü andır
Kanılmaz bir içim su…
Özgecan cana can katan demek! Özgecan cana yakın demek!
Cansız bedeninin son yolculuğunu izlerken bu geldi aklıma!
İroninin dibi bu!
Haksızlığın Allah’ı bu!
Kötü kalpli, boyalı, ağzı çöp kokan bilirkişlerin televizyondaki yorumlarını seyrederken
cümlelerdeki acımasız cinayeti gördüm ben .
İnsan dediğin varlık konuşurken de öldürür.
Gidenler gitti yok pahasına , geri getiremeyiz onları
Ama düşünmeliyiz derinden…
Kalabalık psiklojisi bu belki de !
Sanatın dondurulduğu ,kalemin sustuğu sansürlenmiş cümlelerin olduğu yerde başlıyor ölüm.
Anne babayı örnek alıyor çocuk
Hocayı dinliyor cemaat…
Demek ki dikkat etmek lazım Hocaya veya anne babaya ,toplumun rol model detaylarına…
Ağızdan çıkanlara, ağızdan kaçanlara
Sadeddin Kaynak’lı ve Vecdi Bingöl’lü bir veda yakışır bence bu yazıya..
Gülüm yaprağım soldu
Gönlüme hazân doldu
Bir ömür harâb oldu
Onu bilmiyor Leyla
Siz ne dersiniz?